doğmuş olmak

Doğmuş olmak ne demek?
Bir canlının doğmuş olması, geniş anlamıyla bir tohumun varlığını gerektiriyor. Belki sorgusuz sualsiz doğuyor doğmuş olan, Heidegger'in dediği gibi bu sorgusuz sualsizlik yüzünden de "fırlatılmış" oluyor. Ordan sonra başlıyor her şey.

Doğanın nereye doğduğu, nelerin arasına, nelerden etkilendiği, Platon'un dediği gibi nelerden "pay aldığı" o fırlatıldığı yere bağlı oluyor. Belli bir yaşa kadar bu içine doğduğumuz yerden aldıklarımızla şekilleniyoruz. Ama sonra aklıselim bir çağa gelindiğinde bu sefer, eğer kişi isterse, buna karar verirse, bir inşa süreci başlıyor. Bu inşa iki türlü işliyor: Birincisi yıkılıp yeniden yapılanlar ve sıfırdan inşa edilenler. Ama her koşulda ikisi de bir temeli gerektiriyor. Hatta temel yoksa, öncelikle temelin inşasını.

Nasıl bir temel sorusunun cevabı ise nasıl bir şeyin inşa/bina edileceğine bağlı. Tıpkı mimarideki gibi eğer türlü durumlara dayanıklı olması isteniyorsa ona göre daha güçlü bir temel gerektiriyor. Öyle ki bazen binalar yıkılıyor ama temelleri sağlam kalıyor ve üzerine yeni bir şey inşa etmek mümkün oluyor.

Doğmuş olmak bu anlamda bir olgu ama sonrası bir düşünme ve inşa meselesi.

İnsanın kendisi için bir proje, tasarım olması gerektiğini düşünmüşümdür hep. Bu hiç de kulağa ilk anda geldiği gibi mekanik bir şey değildir. Aksine insanın olmak istediği gibi biri olmasının ve yapmak istediği şeyleri yapabilmesinin yollarını bizzat kendisinin kurması demektir. Bu yüzden de büyük bir dikkat ve özen isteyen bir iş gibi insan kendi sesine, isteklerine kulak vermeli ve bunun için yapılması gerekenleri, başkalarından beklemeden önce kendisi yapmaya gayret etmeli, ilk adımları mutlaka kendisi atmalıdır. Dışarıdan alınacak her türlü destek de ancak bundan sonra bir anlam kazanabilir.

Doğmuş olmak, her şeye açık olmak demek. İyi şeylere olduğu kadar kötü şeylere de. Yeter ki yaşananlar her ne ise boşuna yaşanmış olmasın. Aksi halde tecrübe nasıl oluşur ve neye yarar ki... Ama Nietzsche'nin tecrübe konusunda uyardığı gibi bunun da o tecrübeden sonraki bütün olasılıklar karşısında korkmaya ve geri çekilmeye neden olmaması, yani o düzeyde bir "turnike" gibi görülmemesi gerekir. Hayatın sürekli ve türlü biçimlerde doğmuş olanları sınaması belki yorucu ama her o sınanma alanlarından her geçiş de kendine has yanlarını bırakır, almak isteyene elbette.

Bir hayatı sanatla, şiirle, kitaplarla, felsefeyle yoldaşlık ederek yürüyor olmak bu yüzden çok kıymetli. Tüm canlılar arasında sadece akıl değil insan için ayırt edici olan çünkü. Bu yüzden de her şeye açık bir doğmuş olan olarak insan gerektiğinde "Korkma cesareti gösterebilmeli" (Heidegger).

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Back to top